Konular

Faydalı Linkler


« Ölmüş olanlara Yasin okunabilir mi? | Anasayfa | Türkçe namaz kılınmaz diyenlere cevap (2) »

Türkçe namaz kılınmaz diyenlere cevap (1)

By admin | Kasım 12, 2008

TÜRKÇE NAMAZ KILINMASI GEREKTİĞİNİN DELİLLERİ (ANA DİLDE İBADET YAPILMASI GEREKTİĞİ)  

Ana dilde ibadet yapılması gerektiğinin delillerine girmeden önce; aklını kullanabilecek olanların kolaylıkla anlayabileceği bir şekilde konunun mantığını açıklamaya çalışalım. Daha sonra da bu konudaki iddiamızın delillerini vermeye çalışacağız.

Dünya üzerinde farklı dilleri konuşan Müslümanların varlığı inkar edilemez bir gerçektir. Bu Müslümanların içinde sadece Araplar kendi ana dillerinde Allah’a ibadet ederlerken, diğerleri anlamadıkları ve ömürleri boyunca da anlayamayacakları bir dille ibadet etmek zorunda bırakılıyorlar. Fatiha suresini okurken ana diliyle okuyan bir Arap, mahreçleri doğru çıkartarak ve anlayarak “Ancak sana ibadet ederiz. Ve ancak senden yardım isteriz” derken, Araplar dışındakiler, harflerin mahreçlerini doğru çıkartamamakta, anlamını değiştirecek şekilde yanlış okumakta ve ne dediğini bilmeden yani ağzından çıkanı kulağı duymadan ibadet etmektedir. Bu açıkça bir cezalandırmadır. Tabi ki bu cezayı veren yüce Rabbimiz değildir. Bu cezayı verenler; dinin sabiteleriyle değişkenlerini, vahy alanıyla içtihad alanını birbirinden ayırt edemeyen bazı din yorumcularıdır.  Önyargısız düşünebilen her akıl sahibi bu uygulamanın Arapların dışındaki, ana dilleri Arapça olmayan tüm toplumlara apaçık biz ceza olduğunu ve bu uygulamanın Araplar lehine ve diğerlerinin aleyhine bir adaletsizlik olduğunu anlar. Ancak bu konu yüzyıllardan beri yanlış uygulanmış olduğu için insanlarda ciddi bir önyargı ortaya çıkmıştır. Bu yüzden günümüzün Müslümanlarının büyük bir çoğunluğu, mahreçleri çıkartamadan Fatiha okur. Araya harf veya harfler ekler,  farkına varmaz. Anlamını bilmeden okuduğu için namazla ilgisi olmayan dua ve ayetleri okur, ama namazın ruhuna aykırı hareket ettiğinin farkına varmaz. Kendisine ömrü boyunca kıldığı namazda okuduğu bir kelimenin anlamını soranı, kafirlikle ve sapıklıkla suçlar. Hiç aklını kullanıp da 30-40 yıldan beri anlamadan namaz kıldığını ve kendisine kılması gerekeni söyleyenleri sorgulamak yerine, kendisine” Rabbine anlayarak kulluk yapmalısın” diyeni suçlar…. Bunların önyargılarını kırabilmesinin yada özeleştiri yapabilmesinin çok kolay olmadığını biliyoruz. Ama biz birkaç tanede olsa aklını kullanacak ve sahte vahyleri bırakıp Kur’an vahyine müracaat edebilecek olanları düşünerek hatırlatmak ve gerçekleri ortaya koymak zorundayız. Açıklamak bizden, başarı Rabbimizdendir. Bizim söylediklerimize bir kişinin inanmasıyla yüz kişinin inanması arasında hiçbir fark yok… Bizim için önemli olan, hiçbir menfaat beklemeksizin Kur’an’dan uzak tutulmaya çalışılan müslümanları Kur’an’la tanıştırmak ve O’nun emirlerini topluma yaymaktır….Karşımızda dini geçim vasıtası haline getiren ve aslında dini de hiç bilmeyen gelenekçi bir hoca takımının ve anlamaksızın bunlara tabi olan cahil bir dindar kesimin olabileceğinin de bilincindeyiz. Ve onlardan gelebilecek her türlü zarara da hazırlıklıyız…    

Şimdi, ana dilde namaz kılınması gerektiğinin ilmi delillerine geçebiliriz.

  1. Kur’an-ı Kerim’in indiriliş gayelerinden bir tanesi de, Allah adına bize yüklenecek olan sorumlulukları bildirmesidir. Hesap gününde, O’na uyup uymadığımızdan ve sorumluluklarımızı yerine getirip getirmediğimizden dolayı hesaba çekileceğiz.  (Zuhruf suresi 44. Ayet ) Bu sebeple, bize sorumluluk yükleyecek olan Kur’an’dan ayetlerle görüşlerimizi delillendireceğiz.  Muhaliflerimizden mezhep ismi, alim ismi, ya da klasik usul kaideleriyle değil de Kur’an ayetleriyle bize cevap vermelerini bekliyoruz. 

  2. Bütün Peygamberlerin ve bizim Peygamberimizin gönderiliş gayelerinin en önemlisi; toplumlarının Allah’a kulluk etmelerini sağlamaktır. (Nahl suresi 36. Ayet )  Namaz kulluğun en güzel yapıldığı ibadetlerin başında gelmektedir. Bu ibadetin anlaşılmadan yapılması yerine, anlaşılarak yapılmasının daha sağlıklı olacağını her akıl sahibi zaten kabul eder. Bizce, anlaşılmadan yapılan şey kulluk olmaz… Bu sebeple, anlamadan namaz kılan kişi Peygamberin gönderiliş gayelerine de aykırı hareket etmiş olacaktır. 

  3. Bütün Peygamberler ve bizim Peygamberimiz; kendi toplumlarına vahyi açıklayabilmeleri için, o toplumun diliyle konuşan insanlardan seçilmişlerdir. (İbrahim suresi 4. Ayet )  Kur’an-ı Kerim böyle olmadığında muhatabın itiraz hakkı doğabileceğini açıkça belirtmiştir.  (Fussilet suresi 44. Ayet ) Bu ayet,  Arapça dışındaki dille Kur’an inseydi Arapların “…Araba yabancı dille mi?” itirazı ile bunu kabullenmeyeceklerini açıklamaktadır. Aynı mantıkla Arapça’yı bilmeyen Müslüman toplumların hepsinin de itiraz etme ve ibadetini ana dillerinde yapmak istekleri hakkında itirazları olacaktı. Örnek olarak; biz Türklerin namaz ibadetimizi yaparken “Türkler niye anlamadığı bir dille ibadet etmeye mecbur bırakılıyor? ” diye itiraz hakkımız olurdu. 

  4. Hz Muhammed’e gönderilmiş olan ilahi kitap, kendi toplumunun diliyle gönderilmiş olmasına rağmen, bütün insanlara açıklanması gereken ilahi bir rehberdir. (Bakara suresi 185. Ayet ) Diyelim ki bu rehberi bir İngiliz okudu ve Müslümanlığı seçti. Şimdi bu İngiliz bu rehberin onlarca yerinde geçen en önemli ibadet olan namaz ibadetini nasıl yapacak? Kur’an’daki okuduklarına uygun bir şekilde direkt Allah’la arasındaki bağın kurulduğu bir iletişimle mi, yoksa anlamadığı harflerini bile doğru okumadığı bir dille mi? Gelenekçilere ve onların mezhep kitaplarına göre; anlamasa da Arapça namaz kılmak zorundadır. Bize göreyse en önemli şey Allah’la kurulabilecek olan iletişimdir. İletişimin kurulabilmesinin tek yolu da; kendi ana diliyle iletişim kurulmasıdır. 

  5. Bazıları Kur’an’ın Arapça olduğunu delil getirerek, namazında Arapça olması gerektiğini savunurlar. Halbuki bu ikisi birbirinden farklı şeylerdir. Kur’an’ın Arapça olduğunu açıklayan ayetlere rağmen, hiçbir ayette namaz kılan Araplar dışındaki toplumların kendi dillerinde namaz kılamayacaklarından bahsedilmemiştir. İlerde de açıklayacağımız gibi bu konuya delil verilen Müzzemmil suresinin 20. Ayetinin de konunun bağlamında okunduğunda, delil verilen konuyla hiçbir ilgi ve alakası olmadığı görülür.  Doğrudur, Kur’an Arapça’dır. Ama Kur’an’ın Arapça olmasının sebebi, anlaşılmadan okunması değil, tam tersine o toplum tarafından kendi lisanlarıyla indirilerek anlaşılması içindir. (Zuhruf suresi 3. Ayet)  Sünnetullah gereği başka toplumlara da vahy kendi lisanlarıyla indirilmiştir. (İbrahim suresi 4. Ayet ) Bu ayeti doğru anlayamayanlar vahyin amacını önemsemeyip, dilinin önemi üzerinde durmaktadırlar. Halbuki Kur’an-ı Kerim’deki yüzlerce ayet kitabın indiriliş sebeplerini açıklamaktadır. (Sitemizden Kur’an-ı Kerim’i Tanımanın Temel İlkeleri adlı kitabımızın 1. bölümüne bakabilirsiniz.) İndiriş sebeplerini açıklayan bu ayetlerin hepsinde de asıl olanın vahyin dili değil de, amacı olduğu görülecektir. Aynı şekilde namaz kılarken de namazın anlaşılmayan bir dille kılınmasının fazilet gibi gösterilmesinin hata olduğu ortada… Yüce Rabbimizin Peygamberlere, Peygamberimize, onların yolunda gidenlere ve bizlere namazı emretmesindeki amaç, anlaşılmadan bazı kelimeleri tekrarlatmak olabilir mi? Tabi ki olamaz… Ayetleri iyice araştırdığımızda göreceğiz ki, yüce rabbimiz namazla; O’na boyun eğmemizi, Rabb ve ilah olarak O’nu tanımamızı, O’nu hamd ile övmemizi, O’nun yardımına ihtiyacımız olduğunu ikrar edip sadece O’ndan isteklerimizi istememizi, O’nu tesbih edip O’nun hiçbir şeye eksik olmadığını ikrar etmemizi, O’nu anmamızı, O’nu büyüklememizi… vb lerini istemektedir. Bunları sadece O’nu anmak için yaptığımızda ve huşu içerisinde yaptığımızda namazımızı kılmış oluyoruz….  İşte bizden istenilen namaz budur…   Namazda; Tevekkül, Şükür, Övgü, Tevbe, ihlas, Huşu, Kulluk, Secde, Rüku, Zikir, Tenzih, Tesbih, Af dilemek, Dua etmek, Şehadet getirmek, Yalvarıp Yakarmak…vb olmalıdır. Bunların  anlaşılmadan kılınan namazda olması mümkün değildir. Bu yüzden namaz anlaşılarak kılınmalıdır. O’nunda tek yolu anadilde namaz kılınmasıdır. Namaz sadece Allah için kılınmalıdır.Namaz,  müslümanın Allah’la iletişim kurmasıdır. Ben bunu Bluetooth bağlantısı gibi görüyorum. Bağlantı olmasının tek yolu ana dille iletişim kurulmasıdır. Ana dille kurulmayan iletişim iletişim değildir. Kişinin anlamadığı bir dille kurmaya çalıştığı iletişim(!) sağlıklı olmadığı için kişiyi kötülüklerden de alıkoymayacaktır.  Allah’ı anmak içinde kılınmayacaktır… Sadece usul yerini bulsun diye, yada mezhebe uyulsun diye kılınan namaz Kur’an’da açıklanmış olan namaz değildir…. 

  6. Kur’an-ı Kerim’de kendi diliyle Allah’ın emirlerine muhatap olanların örnekleri vardır. Namazda yapılan  en önemli şeylerden bir tanesi,  yüce Rabbimizin hamd ile tesbih edilmesidir.  Şimdi bu tesbihle ilgili ayetlere Recep Aykan’ın fihristinden bakalım. Orada yerin göğün ve içindekilerin, dağların ve kuşların, meleklerin Allah’ı tesbih ettiklerinden bahsedildiği ayetleri görüyoruz. Canlı ve cansız varlıkların Allah’ı tespih ettiklerini açıklayan bu ayetlerin hepsinde de dil problemi var mı? Yok değil mi? O zaman sabah akşam Rabbini tesbih etmesi gereken insanın dil problemi nerden çıkartılıyor? Düşünün bir kere anlamadan “Sübhane Rabbiye’l A’la” diyenler mi Allah’ı tesbih etmiş olur, yoksa kendi ana dilinde “Rabbim her türlü eksikliklerden uzaktır” diyerek ağzından çıkanı anlayan ve kalbinde hissedebilen Müslümanların yaptığı mı tesbih olur? Gelenekçilerin anlayışına göre anlaşılmasa da olur, önemli olan şekil aynı olsun. Bizlere göre ise; anlaşılması ve isteyerek yapılması esastır. Asıl önemli olan manadır, lafızlar değil…

  7. Kur’an-ı Kerim “Ağlayarak secdeye kapananlar” dan bahsetmektedir. (İsra suresi 107-109. ayetler)  Bu insanlar ağlayarak huşu içerisinde secdeye kapanıp “Rabbimiz sen her türlü eksiklikten uzaksın…”   ( İsra suresi 108. ayet ) diyebiliyor…. Sizce bu insanlar dilerini anlamadıkları bir kitabın ayetlerini mi duyarak, yoksa dillerini anladıkları bir kitabın ayetlerini mi duyarak ağlayıp secdeye kapanmışlardır? Tabi ki anladıkları için diyorsanız. Emin olun ki, hiçbir zaman Arapça bilmeyen ve namazını Arapça lafızlarla kılmaya mahkum bırakılan bir Müslümandan böyle bir secde ediş göremeyeceksiniz. Bakın!  hangi Türk namaz kıldığında ağlayarak secdeye kapanabiliyor? Hangi Türk, anlayarak “Rabbimiz sen her türlü eksiklikten uzaksın” diyebiliyor?  Anlamıyor ki ağlayıp huşu içerisinde secdeye kapansın, Anlamadan, idrak etmeden ayrıntılarla uğraştırılan Türk Müslümanların, ilk yapmaları gereken şey, ana dillerinde yazılmış meallerden dini anlamak, ikinci yapmaları gereken şeyde kulluklarını anlamadan değil, anlayarak ana dillerinde yapabilmektir. Bunlar olduktan ve geleneksel engeller azaldıktan sonra, huşu içerisinde ağlayarak secdeye kapanabilen Türklerde olabilecektir. 

  8. Kur’an-ı Kerim’de “Kıldıkları namazdan gafil olanlar” dan bahsedilmiştir. (Maun suresi 5. Ayet) Kıldıkları namazdan gafil olanların bazı olumsuz vasıflarından Kur’an bahsetmiştir. Biz aynı ayetten kıldıkları namazdan gafil olanların, anadillerinde ibadet yapamayan ve hiç anlamadıkları bir dille Allah’a ibadet etmek zorunda kalarak sadece kılmıyor demesinler diye namaz kılan Türkleri de kapsadığını düşünüyoruz.  Bizce anadillerinde ibadet yapamayan Türkler, kıldıkları namazdan gafildirler.

  9. Kur’an-ı Kerim’e göre; bir Müslüman sekir halinde ne dediğini bilinceye kadar namaza yaklaşmaması gerektiğinden bahsedilmektedir. (Nisa suresi 43. Ayet) Bu ayet sarhoşluğu da ve şarhoş gibi olma halini de içine almaktadır.  Dolayısıyla Müslümanlar, ne dediğini bilmez haldeyken namaza yaklaşmamalıdır. Şimdi düşünelim; anlamadığı dille namaz kılan kişi, ne dediğini bilen kişi midir? Yoksa ne dediğini bilmeyen mi? Biz bu tip kişileri ne dediğini bilmeyenlerden saydığımız için, namazdan önce bu hallerinden kurtulmaları gerektiğini söylüyoruz. Nasıl mı? Tabi ki namazlarını anladıkları dille kılarak….

  10. Kur’an bir başka ayetinde de içki ile Allah’ı zikirden ve namazdan şeytanın alıkoyduğundan bahsetmiştir. (Maide suresi 91. Ayet) Akıl emniyetini ortadan kaldıran içki de, ataları körü körüne taklit de insanı namazı dosdoğru kılmaktan alıkoyan şeylerdir. Maalesef insanın ağzından çıkanı kulağının duymadığı bir namazı reva görenler; şeytanın yaptığı gibi Allah’ı zikirden ve namazı kılmaktan müslümanları alıkoymuşlardır. Maalesef Müslümanların büyük bir çoğunluğu da onlara uyarak, ne dediğini bilmeden namazlarını kılmaya devam etmektedirler. Bunu yapanlar hiç farkında olmadan şeytanın yardımına koşmuş gibidirler. Bakın,  Maide suresinin 91. Ayetinde şeytanın Allah’ı zikirden ve namazdan alıkoymak istediği ve bunun için aklı örten içkiyi de kullanabileceği açıklanmıştır. Ya Gelenekçiler, onlarda Kur’an’a rağmenci atalarının bazı görüşlerinden hareketle, anlaşılarak Allah’ın zikredilmesini ve namazın kılınmasını engellemeye çalışmaktadırlar. Bunlardan biri Kur’an’da aklı işletmenin önündeki engel olan içkiyle, diğeri de yine Kur’an’da aklı kullanmanın en önemli engeli olarak açıklanmış ataların izini, körü körüne takip etmekle insanların namazını engellemeye çalışmaktadır.

  11. Kur’an-ı Kerim’de namaz kılan mü’minlerin namazlarında huşu içerisinde olduklarından bahsedilmektedir. (Mü’minun suresi 2. Ayet) Huşu “Allah’ın karşısında korku ve heyecanla ürpermek,  tevazu ile boyun eğip saygı duymak, O’nun karşısında sessiz sedasız durmak” demektir. Şimdi düşünün bir kere, anlaşılmadan kılınan namazda huşu olur mu? Ya da bir başka ifadeyle huşusuz namaz, yüce Rabbimizin bizden istediği namaz olabilir mi?

  12.  Kur’an-ı Kerim’de, farklı dilleri konuşan Peygamberlerin namazlarından bahsedilmektedir. (Yunus suresi 87. Ayette Hz Musa ve kardeşinle namaz emrinin verilmesi, Meryem suresi 55. Ayette İsmail Peygamberin ailesine de namazı emrettiğinden,  İshak ve Yakup peygamberlere namaz kılmalarının vahyedildiğinden, Hud suresinin 87. Ayeti Şuayb Peygamberin namazının işlevinden bahsedilmektedir.)   Kur’an-ı Kerim’e göre; Alemlerin Rabbinden Apaçık bir Arapça ile Peygamberin kalbine inen ayetlerdeki temel hükümler önceki peygamberlere gönderilen kitaplarda da aynı şekilde açıklanmıştır. (Şuara suresi 192-196. Ayetler)  Kur’an bu hususu İsrailoğullarının bilginlerinin de bildiğini açıklayarak bu hususu delillendirmiştir. (Şuara suresi 197. Ayet)  Kur’an-ı Kerim’e göre; Temel inanç esasları ve Rabbinin adını anıp namaz kılanın arınıp kurtuluşa ereceği Hz İbrahim’e ve Hz Musa’ya gönderilen ilahi rehberlerde de bildirilmiştir. (A’la suresi 15-19. Ayetler)  Yani İbrahim peygamberde Musa peygamberde namaz kılıyordu. Ama her ikisinin de dili Arapça değildi. Musa’nın sahifeleri İbranice, İbrahim’in sahifeleri ise Süryanice olduğundan Arapça olmayan bir dille namazlarını kılıyorlardı. Bu Allah’a ibadetin herhangi bir özel dili olmadığını ispatlamaya yeterli bir delildir. Bu delili görmezden gelenler, kendi ana diliyle Peygamberlerin kıldığı namazı kabul etmeyenlerin, Kur’an’dan Arapça dışında namazın kılınmayacağına dair konuya delaleti kat’i olan bir ayet delil göstermesi gerekir. Getiremeyecekse ki zaten getirmesi mümkün değil- o zamanda sesini kesip, delil verilen ayetler karşısında “işittik itaat ettik” demeyi bilmelidir. Apaçık ayetleri yorumlayarak kabul edemeyenler, mezhebin yorumlarını da binbir te’ville doğru göstermeye çalışanlar ciddi bir sorunla karşı karşıyadır. Bu sorun vahye sıkıntı duymaksızın teslim olmama sorunudur.

  13. Kur’an-ı Kerim’de namaz kılan önceki ümmetlerden bahsedilmektedir. Örnek olarak İsrailoğullarının namaz kılmaları gerektiğini açıklayan ayetlerden (Bakara suresi 43 ve 83. Ayetler, Maide suresi 12. Ayet)  Lokmanın oğluna namaz kılmasını tavsiye eden ayetten (Lokman suresi 17. Ayet) bahsedilmektedir. Bu ayetlerde de açıkça belirtildiği gibi asıl olan namazdır. Namazın dilinin Allah açısından hiçbir önemi yoktur.

  14. Kur’an-ı Kerim’de savaş sırasında kılınması öngörülen namazdaki detaylar da dahil olmak üzere namaz konusundaki birçok bilgi Kur’an’da aktarılmışken, niçin namazda şu şu sureler okunacak diye bir kayıt yok… Aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’de O’nun okunmasıyla ilgili onlarca ayet olmasına rağmen hiçbir ayette açık ve net olarak Kur’an’ın namazda okunacağından bahsedilmemiştir.

  15. Kur’an-ı Kerim’de; namazın önemini ve kılınması gerektiğini açıklayan birçok ayet var. Bu ayetlerin hiçbirinde, namazın kılanın Arapça dışında namaz kılamayacağını açıklayan delil yok. Bu bize, Arapça dışında namaz kılınamayacağını söyleyenlerin bu sözlerini Kur’an’a bakmadan söylediklerini göstermektedir.

  16. Müzzemmil  suresinin 20. Ayetinden hareketle illa da namazda Kur’an’dan okunması gerekir diyenlere cevap vermezden önce, şunu da açıklamak da fayda vardır. Bilindiği gibi Kur’an’ı nasıl okumamız gerektiği ayetlerde açıklanmıştır.  Ayetlerde Kur’an’ı ; anlayarak, tefekkür ederek, tedebbür ederek, tezekkür ederek, aklederek, fıkhederek okumamız gerektiği açıklanmıştır. (Recep Aykan’ın Kur’an Fihristi 688-692. Sayfalarına bakarsanız ayetleri görebilirsiniz.) Şimdi buradan hareketle namazda Kur’an okuyanların, bu ayetlere uymayacak şekilde anlamadan okumaları yanlış değil midir? Madem Kur’an’da namazda Kur’an okunacak emri var. O zaman açıkça Kur’an anlaşılarak okunmalı, ayetleri üzerinde düşünülerek okunmalı, şuurla okunmalı şeklindeki emirler niçin dikkate alınmıyor? Bu ayetler namazda da anlaşılmadan Kur’an okunmaması gerektiğini açıklamış olmuyor mu?

  17. Abdestle ilgili Maide suresinin 6. Ayetinde birçok hükmü açıklayan yüce Rabbimiz, yüzlerce ayette geçmiş olan salatı Arapça yapmak zorunda olduğumuzu, salat-ı ikame etme işlemi sırasında mutlaka Arapça ile okunması gerektiğini, Arapça okunmadığında bunun reddedileceğini açıklamamıştır. Maide suresinin 6. Ayetinde, yani sadece bir ayette aşağıdaki onlarca hükmü açıklayan yüce Rabbimizin en önemli bir ibadetin dilini Arapça diye sabitlememesi, bu konunun dinin sabitelerinden olmadığını göstermektedir. 

Yukarıda da görüldüğü gibi; Kur’an-ı Kerim’in bir ayetinde onlarca hükmü açıklayabilen yüce Rabbimiz, Arapça dışında namazın kılınamayacağını altı bin küsur ayetinde niye açıklamamıştır? Kur’an okuyanlar bilir ki, Kur’an’da detay denilebilecek konular bile açıklanmıştır. Buna rağmen, en önemli ibadetlerden biri olan namazın dili açıklanmamıştır. Haşa yüce Rabbimiz, bu dini Araplar dışındaki toplumlarında seçebileceklerini bilmiyor muydu? Tabi ki biliyordu. Ama insanlar ibadetin dili konusunda muhayyer oldukları için konu açıklanmamıştı… Ama bunu anlamayan din yorumcuları, bu muhayyerliği kaldırmış ve Müslümanları, anlamadıkları bir dille ibadete zorunlu olduğunu belirterek, adeta cezalandırmışlardır.  NOT: Bu yazının devamı, Sorular ve Cevaplarım da Türkçe namaz kılınmaz diyenlere cevap (2) maddesindedir.

Topics: --d-Tartışmalı sorular, 5-SORULARA CEVAPLAR |

Comments